TİKA’da Kudüs: “Barışın Peşinde, Dünü, Bugünü, Yarını” Etkinliği Düzenlendi

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından “Kudüs: Barışın Peşinde, Dünü, Bugünü, Yarını” başlıklı etkinlik Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam, İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Bilal Erdoğan, Anadolu Ajansı (AA) Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Şenol Kazancı’nın katılımlarıyla düzenlendi.

“Kudüs: Barışın Peşinde, Dünü, Bugünü, Yarını” başlıklı etkinlik  TİKA binası konferans salonunda gerçekleştirildi. Etkinliğe, Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam, İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Bilal Erdoğan, Anadolu Ajansı (AA) Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Şenol Kazancı, AA Genel Müdür Yardımcısı ve Genel Yayın Yönetmeni Metin Mutanoğlu ve AA Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Özkaya'nın yanı sıra çok sayıda konuk ve basın mensubu katıldı.

Etkinlik Türk ve Filistin milli marşlarının okunmasıyla başladı. Program öncesinde, Filistinli ressam Sihap Kavasme’nin Kudüs temalı kara kalem sergisinin açılışı yapıldı.

-“Kudüs'e sahip çıkmak, her Müslüman'ın görevidir

Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, "Kudüs'e sahip çıkmak, her Müslüman'ın görevidir. Kudüs davası sadece Filistinli kardeşlerimizin ya da sadece Arap dünyasının davası değildir. Bizler millet olarak Kudüs'e, Mescid-i Aksa'nın beşiğine hizmet etme onuruna nail olmuş bir neslin torunlarıyız." dedi. Çavuşoğlu, TİKA'nın rutin faaliyetleri arasında kadim şehir Kudüs'ün önemli bir yeri bulunduğunu belirtti.

Kudüs'e ilişkin herkesi üzüntüye sevk eden son gelişmeler çerçevesinde, bu organizasyonun çok daha anlamlı hale geldiğini kaydeden Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın girişimiyle İslam İşbirliği Teşkilatının (İİT) da olağanüstü zirve için bugün İstanbul'da toplandığını anımsattı.

Üç semavi din için de kutsal olan Kudüs'ün insanlık tarihi boyunca hep savaşların, acıların ve gözyaşının şehri olduğuna işaret eden Çavuşoğlu, en önemli istisnanın, Yavuz Sultan Selim'in Kudüs'ü Osmanlı topraklarına kattığı 1517'den Osmanlı'nın Kudüs'ten çıkmak zorunda kaldığı 1917 arasındaki 400 yıllık barış ve esenlik döneminde yaşandığını vurguladı.

Kudüs'e sahip çıkmanın her Müslüman'ın görevi olduğunu kaydeden Çavuşoğlu, şunları söyledi:

"Kudüs davası sadece Filistinli kardeşlerimizin ya da sadece Arap dünyasının davası değildir. Bizler millet olarak Kudüs'e, Mescid-i Aksa'nın beşiğine hizmet etme onuruna nail olmuş bir neslin torunlarıyız. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle, 'Asırlarca Müslümanların göz bebeği olan bu mübarek beldeye sırtımızı dönmemiz, kendimizi inkar etmemiz demektir.' Kendimizi asla inkar etmeyeceğiz, Kudüs'e İstanbul, Ankara, Bursa ve Diyarbakır gibi sahip çıkacağız."

-"TİKA Kudüs’te 71 projeyi hayata geçirmeyi başarmıştır"

Görev alanındaki kurumların son yıllarda Kudüs ve çevresiyle ilgili faaliyetlerine de değinen Çavuşoğlu, şu bilgileri verdi:

"2005 yılında açılan TİKA Kudüs ofisimiz, çoğu işgal altında bulunan Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da 71 projeyi hayata geçirmeyi başarmıştır. Bunlar arasında saymadan geçemeyeceklerim şunlardır, Mescid-i Aksa Külliyesi'nde bulunan ve altın kaplamalı Kubbet-üs Sahra'nın kubbesinin ve hilalinin restorasyonu, Kudüs Üniversitesi 400 öğrencilik Kız Yurdu Projesi, 1967'de Doğu Kudüs'ün işgaliyle sona eren Nebi Musa Şenlikleri'nin yeniden yapılmaya başlanması gibi projelerimizi önemsiyorum.

Ramazan ayında TİKA, yüzlerce aileye gıda yardımında bulunurken, Vakıflar Genel Müdürlüğümüz 10 bin tonluk insani yardım ve gıda malzemesini bu yıl Gazze'ye ulaştırma başarısını göstermişlerdir. Gazze'de inşa edilen 320 konutun teslim işlemleri de geçtiğimiz hafta tamamlanmıştır. 2017 yılı itibarıyla Yurt Dışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığımız, AK Parti hükümetlerimiz boyunca bin 89 Filistinli öğrenciyi ülkemizde misafir ederek okutmuştur. Vakıflar Genel Müdürlüğümüzden halen burs almakta olan Filistinli öğrencilerin sayısı da yüzlerle ifade edilebilir." dedi.

- "İnsanlık hakikaten barışa ve huzura muhtaç”

İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Bilal Erdoğan da etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada, çok anlamlı ve önemli günlerden geçildiğini belirterek, “İslam medeniyetinin çekildiği ve Batı medeniyetinin yükseldiği dönemde, Batı medeniyetinin yükseldiği bölgelerde hep zulmün, hep kanın, hep gözyaşının olduğunu görüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

Kudüs’ün bu örneklerden sadece bir tanesi olduğunun altını çizen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“401 yıl boyunca, Osmanlı döneminde orada bütün dinlerin huzur içeresinde yaşadığını, kimsenin dilinden, dininden, inancından dolayı baskı görmediği bir dönemin akabinde dünyaya medeniyet, insan hakları, demokrasi ve insan hakları vaadiyle hükmetmeye çalışan Batı uygarlığı maalesef Kudüs’e de kan getirdi, gözyaşı getirdi. Adalet getirmedi. İnsanları inancından, dininden, renginden dolayı hep dışladı, hor gördü ve ayrıştırmanın gayreti içeresinde oldu.”

Erdoğan, gelinen noktada dünyanın neresinde bir katliam yaşanıyorsa, orada Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) bir kararı olduğunun altını çizerek, “İnsanlık hakikaten barışa muhtaç. İnsanlık hakikaten huzura muhtaç.” diye konuştu.

Erdoğan, Batı medeniyetinin bu vahşi ve zalim yüzünün yüzyıldır göründüğünü ifade ederek, “Ne zaman yeniden ecdadın o huzur, barış ortamını tesis ettiği izzete ulaşabileceğiz? Birazda bizim kendimize dönüp bakmamız gerektiğini düşünüyorum.” ifadelerini kullandı. Erdoğan, “O zaman yüzyıllar boyu dünyada barışı temin eden, zulme karşı duran bir ecdadın torunları olan bu ümmetinde artık kendine gelmesi, yapması gerekenleri yapması, birlik olması ve yeniden dünyada kardeşlik hukukunu yüceltmesi gerekir diye düşünüyorum.” dedi.

Erdoğan, Kudüs’ün bunun nişanesi ve bir dönüm noktası olacağını dile getirerek, “Bu dönemde yaşadıklarımız bir ikaz daha oldu sanıyorum. İnşallah bu sefer biraz daha ecdadımıza, ümmet olma şuuruna yakın işler yapmamıza vesile olur.” diye konuştu.

-“Yeryüzünde barışı tesis etmek üzere aktif olmaya çalışan inanç topluluğuyuz”

TİKA Başkanı Serdar Çam, yaptığı açılış konuşmasında, bugün İstanbul’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında İslam İşbirliği Teşkilatının (İİT) önemli bir toplantı düzenlediğini anımsatarak toplantıda dünyaya önemli mesajlar verileceğini kaydetti.

Programda, 1516’da Yavuz Sultan Selim’in mübarek Kudüs’e teşrifleriyle başlayan 401 yıllık dönemdeki huzur ve barışın uzmanlarca detaylıca anlatılacağını söyleyen Çam, “Türkiye Cumhuriyeti ve kurumları olarak aslında bu haftayı yoğun olarak Kudüs’e ayırmış olduk.” dedi.

Çam, 9 Aralık 1917  Balfour Deklarasyonuyla birlikte aradan geçen 100 yılda nelerin yaşandığını, ne tür sıkıntıların dünyaya yayıldığını anlamak açısından bu toplantının önemine değinerek, “Osmanlı olarak biz kuru bir milliyetçilik veya bir şovenist yaklaşımla hiçbir zaman bakmadık. Tarih boyunca tamamen huzurun, barışın, ahlakın ve adaletin yayılması için var olmuş, yeryüzünde barışı tesis etmek üzere aktif olmaya çalışan inanç topluluğuyuz. Bundan sonraki süreçte kurumlarla yapılacak çalışmalarla bu davada barış ve huzurun tesis edilmesi için çaba sarf edilecek.” diye konuştu.

Kudüs'ün durumu hakkında değerlendirmede bulunan Çam, "Kudüs’teki insanlar her gün sabah namazına giderken başladıkları acıyla ve zorluklarla evlerine dönmektedir. O şehirde olmanın, çocuk yetiştirmenin, ekonomik, siyasi ve kültürel olarak onurlu şekilde yaşamanın tüm şartlarının oluşması için hep birlikte mücadele için yardımcı olacağız." ifadelerini kullandı.

Etkinlik çerçevesinde Filistin'den gelen Birzeit Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Yusuf Natşe, Mescid-i Aksa Vakfı Eğitim Müdürü ve Kudüs Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Nacih Bikirat ve Arap Düşünce Forumu üyesi Prof. Dr. Muhammed Guşhe, Kudüs ve tarihi hakkında sunum yaptı. Dr. Bikirat "Osmanlı döneminde Mescid-i Aksa'da bulunan namazgahlar ve işlevleri" hakkında bilgi verdi. Mescid-i Aksa'daki namazgahlar hakkında yapılan araştırmaların sonucunda bunun bir Osmanlı geleneği olduğunun anlaşıldığını ifade eden Bikirat, yerden bir metre kadar yüksekte bulunan namazgahlarda Osmanlı döneminde farklı alanlarda dersler yapıldığını dile getirdi. Mescid-i Aksa'nın 144 dönümlük arazi üzerinde bulunduğunu belirten Bikirat, Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde Osmanlı döneminde yapılan namazgahlardan bahsedildiği bilgisini paylaştı. Bikirat, namazgahlarda Kur'an-ı Kerim, Hadis, Tefsir ve Arapça dersler verildiğine dikkati çekerek, "Mescid-i Aksa'daki namazgahlar aslında Osmanlı'nın ilim vakıflarının bir parçası." dedi.

Osmanlı'nın Kudüs'ün imarı için birçok proje yaptığını, Kudüs'e su kanalları inşa ettiğini hatırlatan Bikirat, "Türkiye'nin bugün Filistin'de özellikle Kudüs'te siyasi, kültürel ve imar alanında çok büyük bir rolü var." ifadelerini kullandı. Bikirat, Türkiye'nin Kudüs davası için büyük çaba gösterdiğine dikkat çekerek, "Türkiye, çocuklarını deniz yoluyla Gazze'ye yardıma gönderdi. Orada şehit düştüler." dedi. - "İlişkilerimizin kültürel açıdan güçlenmesini umut ediyorum" Dr. Natşe de "Osmanlı Dönemi Kudüs Surlarının İmarı" başlıklı sunumunda, Filistin ile Türk medeniyeti ve halkı arasındaki ilişkilerin oldukça köklü geçmişe sahip olduğunu belirterek, uzmanlığını Kudüs'teki Osmanlı mirası üzerine yaptığı bilgisini paylaştı.

Türkiye, Ürdün ve Filistin arasında kurulacak koordinasyonun kalkınmaya destek olacağına inandığını belirten Natşe, bunun Osmanlı döneminde de böyle olduğunu, Osmanlı'nın bölgeden çıkmasıyla oluşan durumun bir tesadüf olmadığını kaydetti. Natşe, bugün gerçekleştirilen etkinlikte katkısı olanlara teşekkür ederek, "Bu etkinlikle birbirimizle olan ilişkilerimizin kültürel açıdan güçlenmesini umut ediyorum." dedi. Kudüs surlarının şehrin en önemli simgelerinden birisi olduğuna dikkati çeken Natşe, "Kanuni Sultan Süleyman Kudüs'e altın bir çağ yaşattı. Şehre önem kazandıran birçok projeyi hayata geçirdi. Kudüs surları da bunlardan birisi." diye konuştu. Natşe, Kudüs surlarının, şehri bir annenin çocuğunu kucakladığı gibi kucakladığının altını çizerek, "Kudüs surlarını, bu şehre gelen insanları ilk olarak karşılayan bir simge olarak görüyoruz." ifadelerini kullandı.

Yaklaşık 25 kilometrelik uzunluktaki surların 4 yılda inşa edildiğini anlatan Natşe, "Kudüs surları aslında Osmanlı idaresinin şehre ne kadar önem verdiğini ortaya koyuyor." yorumunu yaptı. Natşe, surların inşası nedeniyle ilgili çok sayıda rivayet bulunduğunu anlatarak, surların yapısının askeri karakterden ziyade geometrik süslemeler nedeniyle sanatsal karaktere sahip olduğunu kaydetti. - "İngilizlerin Kudüs'e girişi 'Kara Gün' olarak bilinir" Arap Düşünce Forumu üyesi Prof. Dr. Guşhe de 18 ciltten oluşan Filistin Ansiklopedisi hakkında yaptığı sunumda, bugüne kadar Osmanlı dönemiyle ilgili yapılmış en büyük çalışmalardan birisi olan ansiklopedinin gelecek yıl mart ayında yayınlanacağını kaydetti.

Ansiklopedinin toplamda 30 bin fotoğraf ve harita içerdiğini belirten Guşhe, "Bu çalışmayı, Yavuz Sultan Selim'in Kudüs'ü fethedişi ve Kudüs'ün işgal edilişinin 100'üncü yılı sebebiyle yaptım." diye konuştu. Guşhe, çalışmalarında daha önce kullanılmamış birçok yeni bilgiye ulaştığını ve bunları ansiklopedide kullandığını ifade ederek, ansiklopedinin kronolojik olarak üç ana bölüme ayrıldığının söyledi. Kudüs'ün İngilizlerin eline geçiş sürecinde çok acı çektiğini ve bombalandığını hatırlatan Guşhe, "Osmanlı ordusu Kudüs'ü savunurken ya şehit oldu ya da esir düştü.

Ardından İngilizler Kudüs'e girdi. Bu gün, Kudüs'te 'Kara Gün' olarak bilinir." dedi. Öte yandan, Kudüs Türk Aile Derneği, Kıyamet Kilisesi sorumluları ve Özbek Tekkesi temsilcileri de Türkiye'ye desteklerinden dolayı teşekkür ederek, kısa sunumlar yaptı. Sunumların ardından Filistinli müzik grubu " Al Kamandjati " ülkelerine ait klasik şarkılardan ve melodilerden oluşan müzik dinletisi sundu.